İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen sistemde tüm dünya devletleri birbirleriyle bütünleşmeye başladı. Bu bütünleşme, sınırların kalkması anlamına gelmiyordu elbette ama var olan sınırlar ekonomik anlamda giderek geçirgen bir hal almaya ve tüm dünya ülkeleri birbirine muhtaç bir hale gelmeye başladı.
Artık kapalı ekonomiler yavaş yavaş son günlerini yaşıyordu. Herkes birbirinden ürün alıyor; herkes birbirine ürün satıyordu. Küreselleşme dediğimiz olgu da tam olarak bu şekilde başladı. Bir yandan da Amerika Birleşik Devletleri’nin pompaladığı kültür, kitle iletişim araçları vasıtasıyla gelişen ve gelişmekte olan tüm ülkelerde egemen bir pozisyona yükseldi. Böylelikle benzer müzikler, benzer kıyafetler, moda anlayışı, benzer tavırlar ve benzer akımlar dünyanın önemli bölümünde hızla yayıldı.
Bugün gelinen noktayı hepimiz çok daha iyi anlıyoruz. Bilhassa pandemi döneminden itibaren bir ülkede üretimin durmasının tüm dünyayı nasıl etkilediğini, Çin’de başlayan çip krizinin otomotiv ve bilgisayar sektörlerinde nasıl sonuçlar doğurduğunu hep birlikte gördük. İran’da yaşananlar, pandemi sonrasında tüm bu süreci artan etkileriyle bir kere daha gösteriyor.
Pandemi günlerinden itibaren tüm bu yaşananlar birileri tarafından planlandı mı, yoksa sonuçlar öngörülmeden mi eyleme geçildi? Bu soruların cevaplarını şu an için bilmemiz mümkün değil. Bu soru belki de yalnızca bir komplo teorisinden ibaret. Ama kesin olan bir şey var ki o da küreselleşmenin kriz durumlarında sıkıntıları arttırarak ülkelere yaşattığıdır. Umalım da savaş bir an önce bitsin. Yoksa tüm dünyayı çok büyük bir kriz ortamı bekliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: