Turgutlulu Tarihçi Prof. Dr. Salih Özbaran Yazdı
Turgutlu doğumlu tarihçi ve akademisyen Prof. Dr. Salih Özbaran, uzun soluklu tarihçilik serüveninin son durağı olarak nitelendirdiği son kitabı “İhtişamdan Savurganlığa ve Ardından Yoksulluğa”yı okurlarla buluşturdu. Özbaran, uzun yıllara dayanan tarihçilik birikimini bu son eserinde "Uzunca bir Önsöz ya da Geçmişin Muhasebesi" başlığı altında kaleme aldığı önsözle paylaşıyor.
Turgutlu doğumlu tarihçi ve akademisyen Prof. Dr. Salih Özbaran, uzun soluklu tarihçilik serüveninin son durağı olarak nitelendirdiği son kitabı “İhtişamdan Savurganlığa ve Ardından Yoksulluğa”yı okurlarla buluşturdu. Özbaran, uzun yıllara dayanan tarihçilik birikimini bu son eserinde "Uzunca bir Önsöz ya da Geçmişin Muhasebesi" başlığı altında kaleme aldığı önsözle paylaşıyor.
Özbaran: "Uzunca Bir Önsöz ya da Geçmişin Muhasebesi"
"Sözlük, “önsöz”ü “bir eserin amacını, konusunu, işleniş biçimini açıklayan” kimi zaman da “hazırlanmada emeği geçen kişileri belirten yazı, mukaddime” olarak tanımlıyor. Genellikle bir ya da birkaç sayfa içine sığdırılan bir başlangıç. Ancak bu kitapçığa yerleştirmek istediğim sayfa sayısı biraz fazla. Bunun da nedeni, yansıtmak istediğim bu kitapçığın konusunun uzun bir tarihçilik geçmişimin sonunda derlediğim -herhalde- son kitap olacağı içindir ve “önsöz”ün de, yayımlanmış ve söylenmiş düşüncelerimin beni nasıl yönlendirdiğine işaret etme isteğimdir. Biliniyor ki tarih sürmektedir; Büyük Atatürk’ün deyişiyle “namütenahi”dir.
Yıllar önce akademik kariyer yolunda, daha doğrusu tarihçilikte çıraklık olarak tanımlanan tez konuları üstüne yaptığım çalışmaları kitaplaştırırken belli sınırlar içinde kalmış; yurtiçi ve yurtdışındaki çeşitli arşiv ve kitaplıklardan veriler toplamayı ön planda tutmuştum. Böylece ele aldığım dönem ve coğrafyada tezlerimi güçlendirebilecek kanıtlarla tarihçilik dünyasında yer almaya çalışmıştım. İstanbul Üniversitesi’nde lisans öğrencisiyken (1959-1963) araştırma çabalarını hayranlıkla izlediğim ve öncülüğünü minnetle andığım Cengiz Orhonlu (öl.1976) ve Londra Üniversitesi’nde doktora yıllarımda (1965-1969) danışmanlığımı yapan ve bana tarihçiliğin sanat yanını gösteren Vernon J. Parry (öl.1974), bu meslekte yolumu açanların başında gelen bilginler oldu. Tarihçilerin dünyasına yepyeni konuları arşiv kayıtlarından bulup çıkaran ve tarihi doğa ile barıştırma yolunda kılavuzluk eden Orhonlu’nun makalelerini bütünleştirmeye çalıştığım derleme kitabım (Osmanlı İmparatorluğunda Şehircilik ve Ulaşım, Ege Üniversitesi yayını, 1984) daha sonraki yıllarım için de ışıklandırdı beni. Parry’nin yayınlanmadan yoksun kalmış bir çalışması (Richard Knolles’ History of the Turks, Tarih Vakfı, 2003), editörlüğünü yapmaktan kıvanç duyduğum bir eser oldu. Daha sonraları -mesleğimin icrasında olgunlaştığımı da düşünerek/sanarak- yaşadığım günlerin zorlamasıyla ve tarih bilgisinin topluma yansıtılmasının kaçınılmaz bir görev olduğuna inanarak makaleler ve derlemeler ortaya koymaya çalıştım. Son kitaplarımla ikinci baharımı yaşadım adeta.
Her şeyden önce, 1990’lı yıllarda Tarih ve Öğretimi (Cem Yayınevi, 1992) ve Tarih, Tarihçi ve Toplum (Tarih Vakfı 1997; 3.baskı ve Yakın Kitabevi 2015) denemeleriyle tarihin çağrışımı, doğası, tarihçilik ve tarih öğretimi üstüne eksikliğini derinden hissettiğim sorunları dile getirmeye çalıştım; bu alanlarda yüksek lisans ve doktora düzeyinde tez hazırlamak isteyenlere yardımcı olmaya çalıştım, kimi öğrencilerimin tez konusu seçimlerinde yönlendirmelerde bulundum. 1994 yılında Tarih Vakfı ile İzmir’de (Buca Eğitim Fakültesi’nde) ortaklaşa hazırladığımız sempozyumda ortaya konan ve çözüm yolları arayan bildiri kitabı Tarih Öğretimi ve Ders Kitapları’nı Oktay Gökdemir, Sabri Yetkin, Yücel Kabapınar ve Erdal Aslan’ın yardımlarıyla yayına hazırladım (Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1995). 2003 yılında yayınlanan Güdümlü Tarih (Cem Yayınevi) kitabımla da tarih eğitimini yönlendirenlerin, medya olanaklarıyla onu kullanmaya çalışanların ve politik güçleri ellerinde tuttuklarını sananların güdümünde kaldığını düşündüğüm sorunlara değindim; başka ülkelerden edindiğim bakış açılarını ülkemizde sürdürülen yön, yöntem uygulamaları ve ders kitaplarıyla kıyaslama olanağı buldum.
Tarihçiliğim bir yönüyle okyanuslara açılan ve yayılan Avrupalılarla hemen hemen aynı amaçlarla genişleyen Osmanlı İmparatorluğu’nun Hint Okyanusu çerçevesinde yaşadığı rekabeti -örneğin The Ottoman Response to European Expansion (Isis Press, 1994), Sınırdaki Osmanlı (Kitap Yayınevi, 2004, 6. baskı 2017), Portekizli Seyyahlar (Kitap Yayınevi, 2007, 3.baskı 2017), Ottoman Expansion towards the Indian Ocean in the 16th Century (İstanbul Bilgi, 2009), Umman’da Kapışan İmparatorluklar: Osmanlı ve Portekiz (Tarihçi Kitabevi, 2013)- tarihçi dünyasına sundum, meraklıları -kesin ve keskin sonuçların tutsağında kalmadan- bilgilendirmeye çalıştım; iddialı olmadan söylemem gerekirse, katkı sunma çabasında bulundum.
Diğer bir yönüyle de, yani topluma açılım için ve güncel sorunların getirdiği kaçınılmaz konuları işlemeye yönelik kitapçıklarla da yaşadığım yılların bilançosunu çıkarmaya çalıştım; tarihi kullanmak isteyen siyasi otoritenin tek yanlı beklentilerine yanıt niteliğindeki ve kimi Osmanlı tarihi yazarlarının kitapları üstüne yaptığım değerlendirmeleri İmge Kitabevi’nce 2007 yılında basılan Osmanlı’yı Özlemek ya da Tarih Tasarlamak kitabımla dile getirdim. Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ülküdaşlarının olağanüstü emeğiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni paranteze alarak, kimi zaman yok sayarak, Osmanlı devleti/imparatorluğu ile bütünleşme girişiminde bulunanları sergilemeye çalıştım, Osmanlı methiyesi/övgüsüyle donatılan tarihçiliğin çağdaş ve evrensel normların dışında kaldığını belirtmek istedim, aksaklıkları üstünde durdum. 2011 yılında Tarihçi Kitabevi tarafından yayınlanan Geçmişi Güncelleştirmek başlığıyla çıkan derleme kitabım ise tarihçilerin (ve diğer bilgi dallarının) ürettiği bilgileri kullanan -doğru olduğuna inananlarca yansıtıtan ya da çarpıtılan- biçimlerini okuyucunun dikkatine sunmak istedim.
Gerek yerel tarih ölçeğinde doğum yerim Turgutlu’ya (Kasaba’ya) olan ilgim gerekse maden aramaları ve iklim değişiklikleri (evrensel bir terimle söylemem gerekirse eko-sistem) üstüne çöken yıkıcı etkileri ve tarihsel bağlantıları öne çıkarmaya çalıştığım yazılar ve derlemeler hem zorunlu hem de yaşamsal saydığım meseleler olarak son yıllarımda yer tuttu. Kasabası için can verenleri andım, Cumhuriyet’i orada yeşertenleri düşledim ve doğası için çaba gösterenlere saygı duydum. İzmir Büyükşehir Belediyesi / Kent Arşiv ve Müzesi (APİKAM) tarafından yayınlanan Küllerinden Doğan “Kasaba” Turgutlu kitabım böylece hayat buldu. Emperyalist güçlerin emelleri için Yunan askerlerince işgal edilen, yakılan, katliam yaşatılan ve 7 Eylül 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin askerleri tarafından bağımsızlığına kavuşturulan Kasaba, bu tarihin 90. yılı kutlanırken yayınlandı.
Başka bir nedeni daha vardı böyle bir girişimin; Turgutlu tarihine nefretle kaydedileceğini düşündüğüm, kente 13 km uzaklıktaki Çaldağı’nda nikel madeni aranması için İngilizlere verilen iznin yarattığı kâbus. Çaldağı: Kasaba’mdaki Darbe (Yakın Kitapevi, 2018) kitapçığım ise, yüzbinlerce ağacın kesilmesi, suyun çekilmesi, asidin yağdırılması ve dahi uygarlık beşiğinin talan edilmesi, tanıklığımla tarihçiliğime eklediğim acı anılarla doldu.
İnsanın doğa karşısında sınırsız, amansız ve arsızca çoğalmasını, hayvan ve bitki örtüsüne karşı duyarsız davranışını dile getirmek, aynı zamanda tarihçiye sorumluluk yüklemek, onun çevre tarihi yazımına katılmasını özendirmek için Tarihçi ve Doğa (Tarihçi Kitabevi, 2021) derlemesiyle sürdürdüm düşünce aktarımlarımı. Doğanın feryadını duyurmak istedim. Sokaktaki insanın çevreye olan duyarlılıktaki eksikliğini, kısa vadeli kârın çekiciliğini, ekolojik emperyalizmi anımsatmak istedim ve -hepsinden daha önemlisi- Mustafa Kemal Atatürk’ün bu yolda ortaya koyduğu iradeyi dile getirmeye çalıştım.
Kasaba Yazıları (Turgutlu Belediyesi Kültür Yayınları, 2021) kitabım ise anlatmak istediklerimin bölgesel temsilcisi oldu. 2015’de devreye giren derleme kitabımda (Tarihçilik Zor Zanaat: Ateşlenen Bir Alana İlişkin Tepkiler, Tarihçi Kitabevi), tarihçilik oyunlarını, tutsak edilmiş ders kitaplarını, Kasaba’daki yerel görüntüyü, silahlarla ateşlenen tarih yazıcılığını ve Osmanlı özlemini ve imparatorluk sevdası taşıyan başka bir ülkedeki diktatörlüğü yansıtan yazılarımı bütünleştirdim; yolunu şaşırmış iktidarların niyet ve uygulamalarını sergilemeye çalıştım.
Son yıllarda, aslında Osmanlı Sultanlığı’nın / Devleti’nin / İmparatorluğu’nun kuruluş tarihinin esas alındığı iddiasıyla 700.yılda ortaya konan değerlendirmeler kapsamında tarihçilerce ve medya kanallarıyla işlenmeye çalışılan “kimlik” sorunu da yaygın tarihçilik denemelerimde yer aldı. Bir Osmanlı Kimliği (Kitap Yayınevi, 3.baskı 2017) ile ilgili çalışmamda imparatorluğun “İslam ve Türk” tanımlarına ek olarak Doğu Roma’dan devralınan Rumî aidiyet ya da kimlik olgusunu işledim. 2023 yılında da çıkan Osmanlı Aidiyetleri ve Türk Kimliği (Tarihçi Kitabevi) çalışmam da gerek 14-17. yüzyıllarda Osmanlı’nın kendisinin ve Batı’nın biçtiği kimlik, tanım ve imgeler gerekse yakın geçmişlerde kimlik tarifi üstüne yapılan değerlendirmeleri yansıtma girişimidir.
Son bir kitapçık
29 Mayıs 2024 tarihinde, genç yaşında yitirdiğimiz çok değerli bir tarihçimiz Profesör Özlem Kumrular’ın benimle 2019’da yaptığı “Nehir Söyleşi”den sonra ve belli bir yaşa ulaşmış olmamdan dolayı herhangi bir kitap yazabileceğimi düşünmemiştim. Orada tarihçilik deneyimlerimi ve mutfağımdaki bilgileri soru-yanıt yöntemiyle vermeye çalışmıştım (Tarih Fermanla Yazılmaz, Tarihçi Kitabevi). Ne var ki -bilgili ve ciddi tarihçilerimizi yok sayarak- politik ortamın ve medyanın zerk etmek istediği, adeta pompaladığı tarih bilgisi, iklim faktörünün yaşattığı süreç, doğa katliamı, savaş ortamı, gelir dağılımındaki insafsızlık ve çevresel yıkımlar çerçevesinde, yukarıda değindiğim kitapçıkları/derlemeleri yazdırdı bana. Şimdi de elinizdeki bu küçük kitapla -daha önce yazdıklarımın da katkısıyla- 2024’ün ilk yarısında ve yüz yüze geldiğim olayların tanıklığını 16-17. yüzyılların şahitliği ile kıyaslama fırsatı doğdu. Böylece öğrenciyi ve tarih meraklısını zaman tüneli içinde gezindirebilmek, şahit olduğumuz olumsuzlukların nerelerden kaynaklanıp geldiğini, kıyısından/köşesinden sorgulatabilmek istedim; tarihçiliğin böyle bir ikazı olduğuna ve olacağına her zaman inandığım üzere."
Prof. Dr. Özbaran'dan Son Söz
"Bu kitapçığın son dizelerine geldiğimde sayfalarımı nasıl bağlayacağımı düşündüm ve şu birkaç cümleyle bitirmeye karar verdim.
Tarihçiliğimin son evresinde, görgü tanığı -daha doğrusu medyanın yansıttığı ve kişisel gözlemlerimle ortak olduğum- savurganlıkların, çaresizliklerin, çığlıkların 400-500 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nun içine düştüğü ortam ile kıyaslarken, ülkemizi yönetmek isteyen bir iktidarın nasıl böyle bir siyaset sürdürdüğünü sorgulamak istedim.
Üç kıtaya yayılmış, görkemini dünyaya yaymak istemiş, Batılı gözlemcilerin övgüyle andıkları kadar olumsuz saydıkları nitelikler taşımış ve devleti içinden gözlemleyenler tarafından düzeninin mükemmeliyeti özlemle kaleme alınmış bir imparatorluktu Osmanlı. Ne var ki ihtişamının zirvesine yükselmiş Ȃl-i Osman hanedanının, İslam’ın bayraktarlığını yapmış bir devletin kaosa sürüklendiği, isyanlarla karşılaştığı da bilinmektedir. Bu süreç, değer yargılarının altüst edildiği, bilimin kenara itildiği ve ardından yoksullaştığı bir dönem olmuştur. Hiç şüphe yoktur ki, tarihçilerin ve onlara yardımcı olabilecek bilim insanlarının savaş, göç, iklim değişiklikleri, sağlık sorunları, akla gelen yaşam güçlükleri üstüne yapacakları çalışmalar bizi daha çok aydınlatacaktır. Bu satırları yazdığım sırada -ülkemde- basın ve yayın organlarınca dile getirilenler; özellikle saray masrafları ve korumalarına harcanan bütçe, onlara yakın olanların şatafatlı hayatları yanında çok düşük gelirli gurupların acınacak halde yaşamlarını sürdürme çabaları; uzak/yakın ülkelerden göç eden milyonların ve iç güvenliğe tehdit savuran kabadayıların yarattığı ortam, gelecekteki tarihçilerin konuları arasına girecek temel başlıklar olacaktır.
Üstüne vurgu yapmadan geçemeyeceğim hayati bir uyarıyla bitireyim bu kitapçığı: Atatürk ve ülküdaşlarının -Osmanlı’dan kalan- ülkeyi emperyalist boyunduruğundan kurtararak yarattıkları Cumhuriyet rejiminin kazanımlarını yok sayan, birikimlerini kenara itmeye çalışan bir iktidarın, tarih cehaletini ortaya koymayı arzu ederek -daha doğrusu tarihin yörüngesinden saptırarak, sömürgecilerin kurgulamalarına kanarak ve komşu bir ülkeye girerek, dünya ölçeğinde nadir izleyebileceğimiz bir nüfus patlamasına, kargaşaya, güvensizliğe ve yoksulluk yaşatmasına neden olduğunu vurgulayarak."
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: