Dr. Ali Kurtulan’ın Yankı Gazetesi’ne aktardığı anılar, Turgutlu’nun bir dönem üretim ve dayanışma merkezi olan Demirciler Çarşısı’ndaki esnaf kültürünü, günlük yaşamı ve unutulmaya yüz tutan ustalık geleneğini gözler önüne serdi.
Bugün öğretmen evinin bulunduğu yer, bir zamanlar Türkiye’nin ilk planlı sanayi sitelerinden biri olan ve Turgutlu’nun en önemli üretim merkezlerinden sayılan Demirciler Çarşısı’nın bulunduğu alandı. Çarşının karşısında ise Turgutlu Lisesi’nin bahçesinde küçük bir kulübe ve önünden gelip geçen herkesin su içtiği bir çeşme yer alırdı.
Bu kulübede yaşayan yaşlı bir teyze vardı. Üzerinde yırtık pırtık, rengi çoktan solmuş bir elbise, elinde bastonu ve yanından geçerken burnumuza çarpan keskin, ağır bir koku… Çocuk aklı işte; anlam veremezdik ama içimiz ürperirdi. Demirciler Çarşısı esnafı ona sahip çıkar, onu kendi hâline bırakmaz, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı. O da zaman zaman kulübesinden çıkar, ağır adımlarla dolaşır, işlerini görür, sonra sessizce geri dönerdi.
Rahatsız ettiğimizde ise bastonuna dayanıp ağır ağır yürüyerek çarşıya gelir, bizleri ustalara şikâyet ederdi. Biz de ustalarımızdan fırçayı yerdik. Biz çocuklar için o teyze biraz gizemliydi. Biraz da korkutucu… Biz sadece ürkütücü bir teyze görürdük. Onlar ise bir insan. Ve belki de o yüzden o çarşı, sadece demirin değil, merhametin de işlendiği bir yerdi.
O yıllarda Turgutlu’nun pazarı pazartesi günleri olurdu. Pazar, bugünkü Koza Pazarı’nın önünden başlayarak Demirciler Camii’ne kadar uzanan cadde boyunca kurulurdu. Mahallemizden Rahmi Abi’nin (Patatesçilerin Rahmi) eski bir traktörü ve 7–8 m uzunluğunda bir römorku vardı. Pazar akşamı, esnafın tezgâhları bu römorkla taşınır ve caddeye sağlı sollu dizilirdi; pazar bittikten sonra yine aynı şekilde toplanırdı. Pazartesi sabahları esnaf erkenden tezgâhlarını kurar, saat 11.00 civarında alışveriş başlardı. Demirciler Çarşısı için en yoğun gün de pazartesiydi. Köylerden gelen insanlar, çapa, kazma, pulluk ve kürek gibi tarım aletlerini tamir ettirir, alışverişlerini yapıp köylerine dönerlerdi.
Çarşının ana girişi, bugünkü öğretmenevinin bulunduğu yerdi. Girişte sağlı sollu dükkânlar sıralanırdı. Köyden gelen iri yapılı yağlı güreşçi pehlivan Yörük Mehmet’in ağır adımlarla çarşıya girişi herkesin dikkatini çekerdi. Caddeye bakan dükkânlardan biri Arabacı Sami’ye, yanındaki ise berbere aitti. Köşede demirci Cavit Usta’nın, daha sonra oğlu İsmail’in işlettiği dükkân bulunurdu. İç kısımda Çetin Tulganer’in dükkânı vardı; iyi bir sıcak demir ustasıydı. Çırak bulmak zor olduğundan, biraz aklı kıt olan Hamza isimli biriyle çalışırdı. Hamza canı istediğinde işe gelir, gelmediğinde ise Çetin Abi evine gider, dil döker, yalvarır, getirirdi. Bu Hamza aynı zamanda pazar tezgâhlarının taşınmasında Rahmi Abiye de yardım ederdi.
Yan dükkânlarda demirci İbrahim, hırdavatçı Süleyman Karaca ve Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kooperatifi eski başkanı Hasan Hüseyin Coşkun yer alırdı. Köşede marangoz Ali Usta bulunurdu. Karşı tarafta Erdoğan ve Orhan kardeşlerin kahvesi vardı. Kahvenin ocakçısı Cevdet sabah erkenden gelir, gazeteleri alır, çayı hazırlar, kışın sobayı yakardı. Kahvede çaylar “marka” sistemiyle verilirdi. Her dükkâna verilen markalar, içilen çay sayısına göre toplanırdı. Ortam oldukça neşeliydi; özellikle Boyacı Celal (Naylon Celal) geldiğinde kahkahalar artardı.
Marangoz Hüseyin Usta (Hoca Hüseyin) aynı zamanda avcılık da yapardı. Bütün avcılar toplanır, dükkânında av hikâyeleri dinlerdik. Vurdukları avları getirir, bazen öyküler eşliğinde paylaşırdı. Avlandıkları yere “Çakal Azmak” derlerdi; orada güme kurup ördek, kaz ve sakar meke avlarlardı.
Yanında Mustafa Paylan (Mıyo) vardı; son derece yetenekliydi. Kazma ve kürek sapı yapar, ev eşyaları üretirdi. Eskiden Toprak Spor ve Tukaş Spor zamanında kalecilik de yapmış. Turgutlu Spor’un bütün maçlarını takip ederdi.
Çakmak Hüseyin Abi ve kardeşi İbrahim Abi, sıcak demirciliğin usta isimlerindendi. Kalfaları İsmail Abi vardı. O dönemde mobilet motorlara modifiye yapmak çok popülerdi. İsmail Abi’nin de modifiyeli bir motoru vardı; onu sürekli temizler, siler ve parlatırdı. Elinden her iş gelirdi. Onların dükkânının yanında Esnaf Kefaletten Sami Yıldırım’ın dükkânı vardı. Ağır abi takılırdı.
Demirciler Çarşısı’nın kalbi, ocaklarda yanan ateş ve örs üzerinde yankılanan çekiç sesleriydi. Sabahın erken saatlerinde açılan dükkânlarda taş kömürüyle yakılan ocaklar harlanır, kızıl renge bürünen demir ustaların maharetli ellerinde şekil alırdı. Usta, küçük çekiçle yön verirken, kalfa balyozla demiri döver ve şekillendirirdi.
Bazen de ustanın keyfi yerindeyse, o çekiç ve balyoz yalnızca birer alet olmaktan çıkar, adeta bir enstrümana dönüşürdü. Örsün üzerinde yükselen ritimli sesler, çarşının ortasında kendiliğinden doğan bir ezgiye dönüşürdü. Ortaya dayanıklı ve işlevsel pulluk, balta, kazma, çapa, tırpan gibi tarım aletleri çıkardı. Her ustanın kendine özgü bir işareti vardı; yapılan aletin hangi ustaya ait olduğu hemen anlaşılırdı.
Esnaf arasında güçlü bir dayanışma vardı. Kimse kimsenin müşterisine karışmazdı. İkindi vakti, dükkân önlerinde toplanılır, çaylar içilir, karpuzlar kesilir, sohbet edilirdi.
Akşam üstleri, meşhur kokoreççi Ali Abi arabasında kokoreç satardı. Belki de kasabanın en lezzetli kokorecini o yapardı. Günün sonunda ustalar iş kıyafetlerini çıkarır, temiz elbiselerini giyer ve evlerine dönmek üzere hazırlanırlardı.
Yaz ayları geldi mi, lise tarafındaki cadde kenarı karpuzcularla dolardı. Esnaf çoğu zaman tek tek değil, birlikte karpuz alırdı. Ama iş karpuz seçmeye gelince, kimse söze karışmazdı. Çünkü bu işin ustası belliydi: Çakmak Hüseyin Usta. Karpuzlar seçildikten sonra esnaflar, kollarının altına alıp evlerinin yolunu tutardı.
Bu anlatılanlar, 1990–1995 yılları arasında Demirciler Çarşısı’nın ön kısmındaki esnafın gündelik yaşamından kesitlerdir. Aşağı taraftaki yaşamları da bir sonraki bölümde ele almak daha doğru olacaktır.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: