Reklam
Değirmenci Ahmet Usta’nın Sessiz Çığlığı
Reklam

Değirmenci Ahmet Usta’nın Sessiz Çığlığı

Reklam
05 Eylül 2016 - 08:56 - Güncelleme: 05 Eylül 2016 - 13:42

      Değirmenci Ahmet Usta’nın Sessiz Çığlığı

SAÇIM  SAKALIM  DEĞİRMENDE  AĞARSAYDI  KEŞKE

Hayri Bökü:  Adınız, soyadınız, doğum yeri ve yılı gibi genel sorularla başlayalım.

Ahmet Özkaradayı: Ben Necati oğlu Ahmet Özkaradayı. 1963 Turgutlu doğumluyum.

İnci Erol:  Değirmenle ne zaman tanıştınız Ahmet Bey?

Ahmet Özkaradayı: Ben 1963 doğumluyum. Çocukluğumda Turgutlu’ da  su gücüyle çalışan iki değirmen vardı. Biri, Selvilitepe’ de, diğeri Çınarlı kahvenin karşısındaydı.

Babam Necati Özkaradayı 1948 yılında Turgutlu’nun Urganlı Kasabasında  başlamış değirmenciliğe. Bizim ilk değirmenimiz dizel motorla çalışıyordu. Babam 1958 den sonra Turgutlu’nun Leylek Çayı kıyısındaki arsalarının üzerini çatıyla örttü, altına elektrik motoruyla çalışan taşlı değirmenini kurdu. Ben 3-4 yaşlarında tanıştım değirmenle.

İnci Erol: Değirmeninizle ilgili o yaşlardan kalma hangi görüntüler var belleğinizde ?

Ahmet Özkaradayı: Değirmenin önünde büyük  (1,5 m X  1m boyutlarındaki)  beton kütleyi, merkep ve beygirlerle gelen buğday çuvallarını, babamın taşı koyvermesini*,  buğdayların öğündükten sonra tekrar hayvanların semerlerine sarılmasını, un öğünürken babamın, değirmenden akan unu sürekli eliyle kontrol etmesini, haftada bir taşı açıp değirmen çekiciyle taşı dişlemesini*,  işler gevşeyince komşularıyla çay demleyip değirmen önünde içmelerini, kışın azgın akan Leylek Çayına düşen çocuğu kolundan tutup kurtarmasını hayal meyal, 5 yaşındayken  loncanın karşısında, Konak Sinemasının altındaki köşe dükkana taşındığımızı ise dün gibi hatırlıyorum. Fötr şapka takan bir amca yeni dükkanımıza elektrik tesisatı döşemişti.

İnci Erol: O yaşlarda değirmende yaptığınız işler var mıydı?

Ahmet Özkaradayı: Elbette. Yavaş yavaş çember çevirmelerinin yerini çuvaldızla çuval ağzı dikmeler, evden yemek getirmeler, testiyi doldurmalar, kahveden çay kahve söylemeler gibi işler aldıkça  ben de çıraklığa adım atmış olmanın gururunu yaşıyordum.

Hayri Bökü: Ne tür makinalar vardı değirmeninizde?

Ahmet Özkaradayı: İş yerimizde iki değirmen taşı (Çifttaş), triyör (çepelli buğdayı temizleme makinası), bulgur yarma makinası ve çuval taşımak için iki tekerlekli iki adet el arabası vardı.

Hayri Bökü: İş yeriniz taşındıktan sonra yeni insanlarla yeni dostluklar gelişti değil mi?

Ahmet Özkaradayı: Evet. Artık babamın zahireci yeni komşuları vardı: Halit Akuncu, Hasan- Halil- Hüseyin Baysallı, Mustafa Yalçınkaya, Ahmet Lütfi Olgun, Mustafa Erküçük, Hakkı İnan, İsmail İnan, Hüseyin Karagözlü... Onların çocukları da benim yeni arkadaşlarım olmuştu: Emin Baysallı,  Davut – Mehmet - Hüseyin Yalçınkaya, Mesut Akuncu. Yapılacak iş yoksa arkadaşlarla hemen oyuna dalar;  ya ot süpürgeler le savurduğumuz dolu kibrit kutusunu yaptığımız küçücük kalelerden geçirmeye çalışır, ya el arabası yarışı yapar veya bizden daha küçük çocukları arabalara oturttur, gezdirirdik.

İşlerimiz gittikçe hızlanıyor, yanımıza yeni yardımcılar alıyorduk. Turgutlu’nun pazarı olan pazartesi günleri 4-5 kişi birden çalışıyorduk. Loncanın caddeye bakan kısmı buğday pazarı, arka tarafı hal olarak kullanılıyordu. Loncayı müstahsilden topladığı paralarla 1937 yılında Cevdet Öktem yaptırmıştı. Lonca şimdiki PTT nin olduğu yerdeydi.

İnci Erol: Loncayı anlatır mısınız, nasıl bir yerdi?

Ahmet Özkaradayı: Lonca devasa yükseklikteydi.( 10-12 m) İçinde kamyonlar gezerdi. Çimentosunun İtalya’dan, kiremitlerinin Marsilya’dan, kerestelerinin Romanya’dan getirtildiği söylenir. Uzunluğu 2 m olan kare şeklinde bir çok taş kolonu vardı. Bence Turgutlu loncası Ege bölgesinin en büyük pazarıydı. Pazartesi günleri lonca panayır yeri gibi olurdu.Develerle, atlarla, at arabalarıyla, eski model kamyonlarla getirilen zahireler Kemalpaşa ve İzmir köylerinden bile alıcı bulurdu.

Hayri Bökü: Çıraklıktan ne zaman çıktınız Ahmet Bey?

Ahmet Özkaradayı: 70 li yılların ortalarında çıraklıktan kalfalığa geçmiş olmalıyım ki, babam taşı artık bana koyuverdiriyor, unun inceliğine benim bakmamı istiyordu. Gelen atların yükünü ben indiriyor, un öğündükten sonra çuval ağızlarını ben dikiyor ve çuvalları atlara yine ben sarıyordum. Çuval ağzı dikmekten çok hoşlanıyordum. Bir sanatçı edasıyla adeta nakış işliyordum. Tahıllar değirmene çuvallarla getirilir, çuval boşaltılıp tahıl öğündükten sonra, un yine aynı çuvala konup çuvalın ağzı dikilirdi. Her çuvalın dikişinin bir usulu vardır. Naylon çuvallar sık ilmek atılarak dikilir. İlmekler arası 2 cm kadardır. Kendir çuvalların dikişinde çuvaldız, ağız kısmındaki sert ilavelere batırılır, çuvaldız daha aşağı batırılırsa, kendiri yaralar, unlar dökülür. Pamuk çuvalların ağzı ise, sertleşsin diye nakışlıdır. Çuvaldız nakışa batırılarak dikilir, kendirin dikimi en kolay, pamuğunki en zordur. Çuvaldızlar Çolak Hafız’ dan satın alınırdı.

Hayri Bökü: Değirmen taşlarının bakımı nasıl yapılırdı? Taşın cinsi önemli midir?

Ahmet Özkaradayı: Haftada bir bakım yapılırdı. Alttaki taş sabit, üstteki taş döner. Üst taş çabuk yıpranır ve eskir. Her iki taşta da, düzenli aralıklarla tahılın ilerlemesini sağlayan helozonik kanallar vardır, sık sık bu kanalların dişlenmesi gerekir. Kör taşta buğday öğüttün mü, un yanar, ekmek kabarmaz. Taşı dişleyip de buğday attın mı, o un da gıcır gıcır öter, ekmeği yenmez. Onun için önce hayvan yemi yaparsın, taşların aşırı sivriliği gider, dişler una uygun hale geldikten sonra yemeklik un yaparsın.Taşların bakımı ve dişlenmesi cuma günü öğleden sonra olur. Bunun için taş kaldırılır,  ters çevrilir, alttaki ve üstteki taş özel çekiçlerle dişlenir. Pazar günü öğleden sonra taş eski haline getirilerek diğerinin üzerine oturtulur ve pazartesiye hazır hale getirilir. Dişleme çekiçleri demirciler çarşısında yaptırılırdı. Değirmen taşlarının sert ve dayanıklı olması istenir. Önceleri Foça’dan getirtilen Foça taşı denilen taşlar kullanılırken, daha sonra zımpara ile karıştırılmış, dökme beton taşlar kullanılmaya başlandı.

 İnci Erol: Bulgur da yapar mıydınız?

Ahmet Özkaradayı: Haftada iki gün bulgur yapardık. Müstahsilin yazdan kaynatıp kuruttuğu temiz buğdayları önce suyla tavlayıp onbeş dakika beklettikten sonra atardık bulgur makinasına. Bulgur makinası 50 cm çapındaki taşı dik dönen, dakikada 400 devir yapan bir makinaydı.

Hayri Bökü: Buğday temizleme makinasından da söz eder misiniz?

Ahmet Özkaradayı: Buğday temizleme makinası (triyar) buğdayın tozunu, samanını, ince buğdayını, kırık buğdayını, karacasını (karamuk) ayıran bir makinadır. İki kişi çalıştırır bu makinayı; biri sürekli buğday döker, diğeri temizlenen buğdayı çuvallar. Elevatoru da, triyoru da, mısırı sömeğiyle kıran makinayı da babam uyarlamıştır taşlı değirmenlere.

İnci Erol: Çiftçiler genelde üzüm yetiştirirdi. Buğday dışardan geliyordu sanırım.

Ahmet Özkaradayı: Haklısınız. Halk buğdayını zahireciden alır, değirmende öğütür, evinde ekmeğini yapardı. Konya, Uşak, Burdur’dan kamyonlarla buğday alan zahireciler bize buğdayını temizletir pazartesi günü loncada satışa çıkarırlardı. 60 lı 70 li yıllarda zahirecilerin hepsi buğday, arpa satarlardı. Has un satan zahireci yok denecek kadar azdı.  Kamyonlarla dökme şeklinde gelen buğdaylar, 4 erli ekip halinde çalışan Emirdağlı hamallar tarafından kısa sürede istiflenirdi. Hamallardan biri çuval ağzı açar, biri doldurur, biri çuval ağzı diker, diğeri taşırdı.

İnci Erol: Ödemeler nasıl yapılırdı? Taksitle ödeme var mıydı? Ne kadar fark alınırdı?

Ahmet Özkaradayı: Müşterinin %80’i borcunu peşin öderdi. %20 lik kısmı ise, ödemesini mahsulden sonra yapardı. Her iki ödeme arasında parasal bir fark yoktu.

Hayri Bökü: O dönemde kaç değirmen vardı Kasaba’da?

Ahmet Özkaradayı: Bizim dışımızda Kasaba’ da 4 değirmen daha vardı: Bıyıklı Un Değirmeni  (Kazım Bütüner), Vardar Un Değirmeni (Muzaffer Yayıntaş), Yeni Un Değirmeni     ( Muhsin Yayıntaş), Böke Un Değirmeni    (Cahit Böke). Babam: “Biz de levha asalım, bizim değirmenin de bir ismi olsun.”  dedi ve köylüyü çok koruyup kolladığı için “Köylü Un Değirmeni Necati Özkaradayı” koydu adını.

Bizim değirmenimiz diğer değirmenlerden farklıydı, unu daha ince olurdu ve daha sessiz çalışırdı. Bizim değirmen altında kasnak ve kayışlar aracılığıyle doğrudan elektrik dinamosuna bağlıydı. Diğer değirmenlerde şanzuman sistemi vardı. Bizim değirmenimiz biraz ağır dönerdi ama daha kaliteli un yapardı.

Hayri Bökü: Değirmenciliğin püf noktası nedir?

Ahmet Özkaradayı: Değirmenciliğin en hassas olunması gereken, en zor ve en yorucu yanı değirmeni terzisinde kurup  terazisinde çalıştırmaktır. Yani denge çok önemlidir. O nedenle üstteki taşa çukurlar açılmıştır. Bu çukurlara koyduğumuz ağırlıklarla değirmen taşlarının dengeli ve uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlardık.

İşler yoğun ve yorucuydu gelen çuvallar tenekelere boşaltılır, değirmenin üzerine teneke teneke taşınırdı. Temizlemeye elle dökülür, aşağıdan şaşula* ile doldurulurdu. Babam elevator, yaptırmak zorunda kaldı. Elevator buğdayı çukur teknesinden alıp, kayışlarla yukarı tavana çıkarıp oradan değirmenin teknesine döken araçtı. Bu yaptrdığımız elevator tüm değirmencilerce benimsendi, bütün değirmenlerde elevator yaptırıldı. Değirmencilik bir nebze rahatlamıştı.

İnci Erol: Buğday unundan başka ürünler de üretir miydiniz?

Ahmet Özkaradayı: Büyük baş hayvanlar için arpadan kaba un, koyunlar için darıdan (mısır) kuzu kırması*, arpa ezmesi, develere hap*, köpeklere yal*  da yapardık.

İnci Erol: Size, “En güzel ekmek nasıl yapılır?” diye sorsam...

Ahmet Özkaradayı: Bu soruyu sormasaydınız ben yine de anlatacaktım. Konya makarnalık kırmızı sert buğdayla, Ankara Polatlı 13 melez beyaz buğdayını birebir paçal yapacaksın, dakikada 163 devir yapan, 120 lik değirmen taşında  (soğuk taşta) öğüteceksin, kepeğini ayırdıktan sonra, ekşi maya ile yoğuracaksın, meşe odununla yanan kara frında pişireceksin. Ben ona ekmek derim. Sıcak sıcak kopardıktan sonra, içine gerçek tereyağı koy, tulum peynirinle ye.

Hayri Bökü: Canımı çektirdin. Taşlı değirmenler neden kapandı?

Ahmet Özkaradayı: 80’li yıllar geldiğinde insanlarımızda has undan beyaz ekmek yapmak daha tercih edilir hale geldi. Buğday  un fabrikalarındaki gibi temizlenip, yıkanıp öğündükten sonra sık eleklerde elenmeye başlandı. Ekmekler beyazlaştı ama, buğdayın özelliği kaçtı. Taşlı değirmenler iş yapamamaya başladı. Ben işime aşıktım. Yaşım 53. Saçlarıma aklar doldu. Ben değirmende ağartmadım bu saçı sakalı, keşke değirmende ağartmış olsaydım, keşke değirmenimizle birlikte yaşlansaydık... Değirmenimizden, taş dişleme sırasında parmaklarıma saplanmış bir kaç taş parçası hatıra kaldı. Ne yazık ki bizim değirmenimiz de diğer değirmenler gibi teknolojiye yenik düştü. 32 yıllık çalışmadan sonra kapandı.

Hayri Bökü: Son olarak bize unutamaduığınız bir anınızı anlatır mısını?

Ahmet Özkaradayı: Loncanın yıkılmasını hiç unutamam. Biz satıldı – satılmadı, iyi olur – kötü olur tartışmalarını yaparken bir sabah bir baktık ki işçiler boşaltılmış loncanın kiremitlerini söküyorlar. Yerinden oynatılan her parçada bedenimizden bir şeyler eksiliyordu sanki. An be an izledim bu acı sahneleri. Bir başka izleyen daha vardı benim gibi aralıksız her gün, fötr şapkalı, gözlüklü, bastonlu bir bey. Hem izliyor hem de içinde saklayamadığı üzüntüsüyle homur homur homurdanıyordu. Yıkıntı kamyonlara, traktörlere doldurulurken gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördüm. “Kim bu amca?” diye sorduğumda  “Cevdet Öktem, loncayı yaptırtan belediye başkanı” dedi babam. Hafriyat atıldıktan, zemin oyulup yeni bina (şimdiki PTT- Telekom) kendini göstermeye başlayınca fötrlü amcam görünmez oldu. Ardından satıcılar, alıcılar, zahireciler, değirmenler yoklara karıştı. Onlar erdi muradına, biz çıkamadık kerevetine.

Hayri Bökü: Verdiğiniz bilgiler için size çok teşekkür ediyoruz.

İnci Erol: Bize zaman ayırıp anılarınızı bizimle paylaştığınız için size minnettarız. İyi dileklerimizle, hoşçakalın.

*Taşı koyvermek: Değirmeni çalıştırmak. Taşın dönmesini sağlamak.

*Taşın dişlenmesi: Sürtünme sonucunda aşınan değirmen taşlarının özel çekiçlerle yeniden keskin ve sivri hale getirilmesi

*Unun öğünmesi: Unun öğütülmesi

*Şaşula : Yedi-sekiz kilo buğday alabilen, saplı, ince sacdan yapılmış kürek.

*Deve hapı : İnce öğünmüş arpa unu top haline getirilir, yedirilir.

 *Köpek yalı : İnce öğünmüş arpa unu, peynir suyu veya süt ile bulamaç yapılır, karıştırılır.

*Kuzu kırması: Darının un haline gelmemesi, üçe, dörde bölünmesi.

                                                                        HALK İMDAT

                                                            Hayri Bökü: 0537 704 9019

                                                            İnci Erol     : 0505 656 36 09

 

 

DİKKAT Tüm Hakları saklıdır! Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf ve video görüntülerin ve sair dokümanların hakları Yedieylül Gazetecilik ve Matbacılık LTD.ŞTİ’ye aittir. Kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılabilecektir.
Kaynak:                                                             Hayri Bökü: 0537 704 9019                                                             İnci Erol     : 0505 656 36 09
Bu haber 14603 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Erkenci 'Trakya ilkeren' cinsi üzüm hasadına başlandı
Erkenci 'Trakya ilkeren' cinsi üzüm hasadına başlandı
Turgutluspor sahaya indi
Turgutluspor sahaya indi