Saygıdeğer Kamıoyuna,
Bölücü terör örgütünün sözcüsü bir milletvekili Atatürk’e diktatör demiş.
Milli mücadelede Yunanlılarla birlik olmuş, Teali-i İslam Cemiyetinin kurucusu ve başkanı, milli mücadele karşıtı, Alemdar ve Mahvil’in yazarlarından İskilipli Atıf Hoca’yı övmek için Atatürk’e diktatör diyen konuşmacıyı ne yazık ki bazı AKP Milletvekilleri de alkışlamışlardır.
O Atatürk ki, yıkılmış, viran olmuş bir Osmanlı’nın küllerinden, padişahın kullarından, şıh-şeyh gibi din bezirganlarının elinde tutsak bir halktan, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesillerin yaşadığı, çağdaş bir cumhuriyet kurmuştur.
60 yılı aşkın bir süredir devrim karşıtlarının saldırısı nedeniyle kalıntılar tam olarak temizlenememiştir.
Atatürk’e saldıran bölücü terör örgütü temsilcisi de bu kalıntıların bir ürünüdür.
Her türlü saldırıya karşın, ülkesi ve milletiyle bütünlük arz eden çağdaş Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği
Türkiye 88 yıl sonra neden laik- çağdaş eğitim sisteminden vazgeçiyor?
Bugün laik eğitimin dönüştürülmesi: Kabulünden 88 yıl sonra Öğretim Birliği Yasasının yürürlükte olmasının yanı sıra, Anayasanın 174. Maddesine göre korunacak devrim yasalarının da ilkidir. Öğretim Birliği Yasası bugün fiilen uygulanmamaktadır. Ulusal–laik eğitim büyük ölçüde “dinselleştirilmiş”, bilim yuvası üniversiteler “medreseleştirilmiştir”
I. Laik Eğitim neden zorunlu idi? Osmanlı vatandaşlarından mahalle mektebi ve medresede öğrenim görenlerin hepsi, sabah akşam “padişahım çok yaşa” diye bağırıyorlardı, besmele çekip kelime-i tevhid ya da tekbir getiriyor, elifba öğreniyor, Kuran okuyarak eğitimini tamamlıyor, sonra da kimi asker ya da sivil görevlere getiriliyorlardı. Halkın tümüne yakını, çeşitli tarikatlar ve bu tarikatlara bağlı tekke, zaviye ve türbelerin etkisi altında bulunmaktaydı. Tüm ülke nüfusunun yüzde 7 kadarı Elifbayı okuyabiliyordu. Erkek nüfusun yüzde 10, kadın nüfusun da binde 4 kadarı okuma biliyordu. Okuma bilenlerin de yalnızca yüzde 5 kadarı yazma biliyordu. Yüzde 90’dan fazlasında ilkokul ve öğretmen bulunmayan köylerin nüfusunun tümüne yakını okumaz yazmazdı. O yıllarda ülkenin içinde bulunduğu sorunlara bilimsel çözümler üretecek olan Darülfünun da çağın gerisinde kalmıştı. İstanbul Darülfünunun müderrisleri, daha 1924 yılında Harf Devrimine karşı çıkmışlardı. Mustafa Kemal’in önderliğinde girişilen devrimler, toplumsal yapıda köklü değişikliklere yol açtı. Emperyalizme karşı kazanılan Kurtuluş Savaşının yanı sıra, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte ümmetçiliğe karşı Türk Ulusçuluğu, tebaa anlayışına karşı halkın egemenliği, din esasına dayalı devlet düzeninin yerine laik hukuk devleti düzeninin de utkusu kazanılmıştır.
İkinci Kanal: Bu kesimde eğitim, Tanzimat’la birlikte temeli atılan, yenilikçi Tanzimat okullarında yapılıyordu. Rüştiye (ortaokul), idadi, sultani (lise) vb adlarla anılan bu okullar, 1868 yılında açılan ve Fransızca öğretim yapılan Galatasaray sultanisi ile başlamıştı. Ancak bu okulların ülke genelinde sayıları çok azdı.
Üçüncü Kanal: Bu kanalda yabancı dilde eğitim-öğretim yapan “misyoner okulları”, yabancı kolejler, azınlık okulları sayılabilir. Bu okullar da, kendi ülkelerinin kültürlerini, Türk insanına aşılamayı temel amaç edinmişlerdi. Robert Kolej (1863), İzmir Amerikan Kız Koleji (1882), Notre Dame de Sion (1856) vb bunlardan birkaçı.
TBMM, Öğretim Birliği Yasasını şu gerekçe ile kabul etmiştir: “Medrese- mektep ikiliği eğitim ve öğretim birliği bakımından birçok zararlı ve sakıncalı sonuçlar doğurmuş, iki türlü eğitimle ülkede iki tip insan yetiştirmeye başlamıştır. Bu ulus bireyleri, ancak bir eğitim görebilir. Bir ülkede iki türlü eğitim iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu, düşünce ve dayanışma birliği amaçlarına tümüyle aykırıdır.”
Öğretim Birliği Yasası ile aynı gün, Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığını (Şer’iye ve Evkaf Vekaletini) kaldıran ve Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanlı Hanedanının yurtdışına çıkarılmasına ilişkin yasalar da kabul edilmiştir. Bu üç devrim yasası, laik Cumhuriyetin kökleşmesi için bir milattır.
II. Öğretim Birliği Yasası Ne Getirdi?
1.Türkiye’deki tüm bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Bu yasal yaptırıma karşın, 1965 tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı yasası ile, Kuran kursu açma yetkisi neden müftülüklere verildi? Bu, Öğretim Birliği Yasasına aykırı değil mi?
2.Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı ya da özel vakıflarca yönetilen tüm medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Öyleyse 1965 tarihli Özel Öğretim Kurumları Yasası, ÖBY ile çelişmiyor mu? Özelikle tarikatçı vakıflarca açılan özel okullar, özel “kaçak” Kuran kursları, özel öğrenci yurtları, ışık evleri Anayasaya aykırı değil mi?
3.Milli Eğitim Bakanlığı, yüksek din uzmanları yetiştirmek üzere üniversitede bir ilahiyat fakültesi ile, imamlık ve hatiplik gibi dinsel hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli memurların yetişmesi için ayrı okullar açacaktır.
Tümüyle dinsel eğitim verilen Mahalle Mektepleri ve Medreseler kapatılarak “mektep-medrese” ikiliğine son verilmiştir. “Misyoner” okulları, Bakanlığın gözetim ve denetimi altına alınmıştır. Bu okulların programına tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi ve Türkçe dersleri konulmuştur. İlkokul programından Kuran dersleri, ortaokul ve lise programlarından Arapça, Farsça dersleri çıkarılmıştır. Böylece dinsel eğitimden laik eğitime, dogmatik eğitimden bilimsel eğitime, çağdışı Arap-Acem ve emperyalist Batı kültürü etkisindeki üç kanallı eğitimden ulusal eğitime geçilmiştir.
Ancak bugün 35’den fazla ilahiyat fakültesi, yüksek din uzmanları mı yetiştiriyor? İmam-Hatip okulları, imamlık ve hatiplik işleriyle görevli memurlar mı yetiştiriyor? İmam olamayacaklarına göre kızlar, bu okullara niçin alınıyor? Öğretim Birliği Yasasına aykırı değil mi?
III. Bugün laik eğitimin dönüştürülmesi: Kabulünden 88 yıl sonra Öğretim Birliği Yasasının yürürlükte olmasının yanı sıra, Anayasanın 174. Maddesine göre korunacak devrim yasalarının da ilkidir. Öğretim Birliği Yasası bugün fiilen uygulanmamaktadır. Ulusal–laik eğitim büyük ölçüde “dinselleştirilmiş”, bilim yuvası üniversiteler “medreseleştirilmiştir”
Laik Eğitim Nasıl Dinselleştirildi?
AKP iktidara gelir gelmez Milli Eğitim Bakanlığı, 1041 vekil yöneticiyi görevden almış, yerlerine kendi kadrolarını getirmiştir. Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği değiştirilerek, eski yönetmelikteki “özel öğrenci yurtlarında, dinin veya dini hissiyatı veya dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek faaliyet bulunmak” yaptırımı kapatılma nedeni olmaktan çıkarılmıştır. Pek çok il , ilçe ve beldelerde hiçbir öğretmenlik formasyonu olmayan lise mezunu cami imamları, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi vermek üzere ilk ve ortaöğretim kurumlarında görevlendirilmişlerdir.
Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kuran kursları ile dernek ve vakıflarca açılan ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetimi altında bulunan gerçek ve tüzel kişilere (şirket) ait öğrenci yurtlarının denetlenmesi, ilköğretim müfettişlerinden alınmış, Diyanet İşleri Başkanlığına bırakılmıştır. (2007) Eğitimde 1+4+4+4 sistemi uygulamasına geçilmek için yasa önerisi TBMM’ne sunulmuştur. Tasarı Meclis’ten değiştirilerek geçmiştir. Yasa ile okul öncesi eğitim kaldırılmış, 8 yıllık kesintisiz eğitim 4+4 bölünerek, ilk 4 yıldan sonra öğrencinin ikinci 4 yıllık kademeyi “açıköğretim” aracılığı ile, okula gitmeden tamamlanmasının yolu açılmıştır. Hem de hangi açıköğretim programlarının bu kapsama alınacağını bilim değil, siyaset (Bakanlar Kurulu) karar verecek şekilde.
Getirilen yasa ile iktidar, hem okul öncesi eğitimi boş alan bırakarak körpe beyinlerin kuran kurslarına yönlendirilmesinin önünü açmakta, (çünkü daha yakında, Kuran kursuna gitme yaş sınırı kaldırıldı) hem de, 8 yıllık zorunlu eğitimi 4 yıla indirerek, ilkokul 4. Sınıf sonrasında öğrencilerin yeniden açılması amaçlanan İmam Hatip Liselerinin orta kısımlarına yönlendirilmesini sağlamaktadır. Çünkü 8 yıllık kesintisiz eğitim sonrasında 14-15 yaşındaki genç tercihini kendisi yaparken, ilkokul 4. Sınıfında okuyan 10 yaşındaki çocuğun tercihini ailesi yapacaktır. Böylece körpe beyinlerin bu okullara yönlendirilmesi kolaylaşacaktır. Arapça’nın ilkokul 4. Sınıflarında okutulmasına karar verilmiş olması tesadüf değildir.
İktidar, laik, çağdaş eğitimle yetişen özgür beyinlerle gerçekleştiremeyeceğini bildiği amacını, körpe zihinleri bu yolla ele geçirerek başarmayı kendi ifadeleriyle dindar (!)- tek tip nesiller yetiştirmeyi hedefliyor. Kendi iktidarının sürekliliğinin ancak bu yolla mümkün olabileceğini görüyor.
Üniversiteler Nasıl “Medreseleştirildi”? YÖK hukuku dolanıp, Cumhurbaşkanının onayı ile üniversitelere, “Türban yasağına hayır” diyen rektörler atayarak sorunu tümüyle çözmüştür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına karşın, bugün hiçbir üniversitede “türban yasağı” uygulanmıyor. Dolanılan bir yargı kararı da Danıştay’dan: Dava Daireleri Kurulu, YÖK’ün katsayı kararına yaptığı itirazını, 1’e karşı 28 oyla reddetmiştir (17.12.2009). Danıştay kararının gerekçesinde şöyle deniliyor: “Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre imam-hatip liseleri imamlık, hatiplik gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere kurulmuş liselerdir… Anayasanın174. maddesine göre devrim yasalarının hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olduğu iddia edilemeyecek ve yorumlanamayacaktır. Dolayısıyla bu konuya ilişkin düzenlemede Tevhid-i Tedrisat Kanunu hükmünün ihmal edilmesi anayasaya açık bir aykırılık teşkil edecektir”.
Anayasaya göre hiçbir kimse veya organ, kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Kullanamıyor mu?
IV. Sonuç: “Dindar bir gençlik yetiştirme” süreci, AKP iktidara gelir gelmez başlatılmıştır. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere hemen tüm devlet kadrolarına atama da esas ölçü, “imam –hatip” ve İlahiyat fakültesi mezunu olmak olduğuna göre !
Fransız yazar Emil Zola (1840-1920) şöyle diyor: “İrtica saltanatını, bir ülkenin eğitimini ele geçirerek kurar ve böylece kökleşir, kalır. Okullarda beyinleri yıkanan genç kuşaklar yönetimde görev aldıkları zaman, ülke çıkarlarının değil, kendilerini eğitenlerin sözcüleri olacaklardır”. Zola, yüzyıl önceden bugünün Türkiye’sini ne güzel betimlemiş!
Öneri: Başta Öğretim Birliği olmak üzere yürürlükteki tüm devrim yasaları, sözüne ve özüne (lafzına ve ruhuna) uygun olarak uygulanmalıdır.
Tansel ÇÖLAŞAN
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı
Yorumlar
Kalan Karakter: