• Reklam
Zeki Arıkan’a sağlık dileklerimizle
Reklam
Reklam

Zeki Arıkan'a sağlık dileklerimizle

Reklam
Reklam
03 Aralık 2019 - 16:33 - Güncelleme: 03 Aralık 2019 - 16:56

Zeki Arıkan'a sağlık dileklerimizle

                                                Salih Özbaran*

                              Sevgili Zeki,

            7 Eylül Kurtuluş, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı panellerinde hemşehrilerime saçtığın özgün bilgilerle ve Çaldağı'nın başına gelen felaketi yerinde görmüş olman dolayısıyla, seni yakından tanıma şansı bulan Kasabalıların da -bir an önce sağlığına kavuşman arzu ve dualarını iletmek dileğiyle- bu kez Turgutlu Yankı gazetesinin aracılığıyla sesleniyorum sana. Her zaman severek ve bilge bir kişi olarak geldin Turgutlu'ya. Ayrıca, özellikle İzmir ve çevresinin tarihine el attığında Kasaba'nın Kurtuluş sürecine ait anılarını, gözlemlerini emanet etmiş görgü tanıklıklarından örnekler verdin Kasaba üstüne. Bilgi dünyasına tanıttığın Türk Sesi gazetesinde 17 Temmuz 1923 tarihinde A.Refik imzasıyla çıkan yazı yangın ve katliamın boyutlarını gösterdin bizlere.      

            İştahla yazdığını bildiğim, yeniden ve yeniden okumak istediğim o güzel betimlemelerini unutmak ne mümkün! Gerek İzmir ve çevresinin tarihsel dokusunu gerekse İzmir'den İstanbul'a, Ankara'ya, Erzincan'a, tabii ki dünyaya uzanan, Osmanlılardan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişin evrelerini, Cumhuriyet devrimlerini savunan önemli kişileri anımsattığın yazılarını, İzmir basın tarihini; derlediğin kitaplarını; Foça'ya adadığın yıllarını.  

            İzmir'de Ege Üniversitesi Tarih Bölümü'ne Aydoğan Demir ve Ergün Aybars ile katılıp zenginleştirdiğin tarihçiliğe; senin yazdıklarına, sunduğun bildiri ve konferanslarına, bilimsel dergilerde çıkan makalelerine; Cumhuriyet, Cumhuriyet EGE, Cumhuriyet Bilim Teknoloji ve İMECE başta olmak üzere toplumu aydınlatma yolunda yayınladıklarına; burada değinebilmem, değinsem de anlatabilmem olası değil. Yalnızca birkaç anımsatmayla yetineceğim.  

            Yüksek Öğretmenli Kardeşim,

            Erzincan'ın "uzak mı uzak bir dağ köyünden" çıkıp İstanbul'da okuyarak ve çalışarak tutunduğun yaşamını, Yüksek Öğretmen Okulu'nda seninle paylaştığımız günleri, sen Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde öğretmenlik yaparken benim İzmir'de Ege Üniversitesi, Tarih Bölümü'nü güçlendirmek için yaptığım daveti kabul ederek bizleri güçlendirdiğini, sevindirdiğini unutmak ne mümkün! Yıllar boyunca İzmir'deki birlikteliğimizin anılarını, Aydoğan Demir öncümüz ve Asaf Koçman dostumuzla ve yakın zamanda yitirdiğimiz Ankara Yüksek Öğretmenli sevgili Nuri Bilgin ile andığımız "Yüksek Öğretmen" bilincini. Türkolog arkadaşımız Mustafa Öner ve tarih aşığı Dr Eren Akçiçek ile paylaştığımız güzel günleri unutmak ne mümkün. Ne mümkün senin tarihçilik dünyasına yaptığın katkıları; uzaktan gelip bize Ege'nin yeşilliğini, mutfağını, çevre değerlerini öğrettiğin zamanları.

            Orhan Burian'ı tanıttın Türkiye'ye

            39 yaşında yaşamını yitiren Orhan Burian hakkında yaptığın incelemeleri, onun Cumhuriyet Rönesansı'na yaptığı katkılarını derlediğin kitaplarla gösterdiğin kadirbilirliği. Yıllar önce yazdığım makalelerimde not ettiğim şu satırları unutmam ne mümkün:

            "Ne hoş ve gurur verici değil mi? Yarım yüzyıl kadar önce yitirdiğimiz bir aydın ve akademisyen, günümüzde aynı yola baş koymuş bir aydın ve akademisyence, usanmadan gösterilen çabalar sonucunda, daha çok ışıklandırılıyor, kenarda kalmış ama özenle saklanmış el yazılarından sökülüyor, okuyucunun yararlanmasına sunuluyor... Dünya denizinde gezinmeyi bilmiş, evrensel ilkeleri yakalamış, ancak doğup büyüdükleri vatan topraklarına hiç yabancı kalmadan, hatta onu her fırsatta aydınlığa çıkarmaya çalışan iki bilgin. İlki çok kısa bir ömürle yetinmiş ama diğeri onu günümüzde de yaşatıyor, muhteşem bir kadirşinaslıkla".

            Sevgili Zeki,

            Bir gazete için yazılan bu satırların sınırlılığını bilirsin. Ben de o kurala uyacağım, uzatmayacağım; dünyamıza getirdiğin bilimsel ve sanatsal katkılarının sadece bir katresini kaydederek. Senden birkaç paragraf hatırlatmadan geçemeyeceğim. İşte rastgele seçtiğim bir tanesi, Haydarpaşa'dan İzmir'e Tarih Söyleşileri kitabının "Sunuş"undan birkaç tümce; uzak bir köyden İstanbul Haydarpaşa'sına:

            "Hemşehrilerimle vapura bindik. Eminönü'ndeki otomobil bolluğu şaşırtmıştı beni. Bu araçları ilk kez görüyordum. Bir taksiye atladık. Bir otomobilin nasıl hareket ettiğini bilmiyordum. Araba gidiyor sonra birden duruyor, yeniden yola koyuluyordu. Takside Zeki Müren'in şarkıları çalınıyordu. Bu sesi de ilk kez duyuyordum. Daha doğrusu bana öyle söylendi. Görebildiğim tek şey, sürücünün sımsıkı sarıldığı, sağa sola çevirdiği direksiyondu. Gaz, pedal, debriyaj, fren... bunlardan haberim yoktu. Beni kardeşlerimin gelip alabilecekleri Kasımpaşa'da bir odun deposuna bıraktılar. İşte İstanbul'la tanışmam böyle oldu...".

            İşte böyleydi senin dünyaya açılman. Okudun, yaşamını sürdürebilmek için çalıştın zor ve izbe koşullarda. Yüksek Öğretmen seni bağrına bastı. Çok çalışkan ve imrenilesi bir öğrenci oldun. İzmir'le yetinmedin sen yazılarında İzmir'i anlatırken bile. Cumhuriyet EGE'de duyurduklarını tarihin çeşitli bahçelerinden topladığın renklerle zenginleştirdin. Örneğin 1 Şubat 2008 tarihli "Şeyh Bedreddin" makalende onu Nazım Hikmet'in destanıyla, Nurullah Ataç arasında kurduğun diyalog gibi. Ataç'ın Son Posta'da 28 Kasım 1936 tarihinde yayınlanan  yazısından yaptığın alıntı şöyleydi:

            "Bu kitaptaki parçaların hepsi de zamanımızın bir fikir cereyanına tabi olmakla beraber, yine insanın ebedi bir hissini tarihin her devrinde rasgelinen bir kaygusunu aksettiriyor, bir parça olsun insaf göstermek şartı ile, bunu inkar etmek kabil değildir. Harap olmuş, insanları yoksullaştırılmış bir memleketi, bir fikir uğrunda çarpışanları, ihanete uğrayanların elemini tasvir etmek, hak bildikleri bir yolda başlarını vermiş olanlar için ağlamak insanın "ebedi" hislerinden doğmaz mı?".

            Ve başka bir örnek, Mehmet Başaran'ın "Vatanı Cennet Eden" betimlemesi ilgini çekmiş, günümüzün de kanayan yarasını dile getirdiğin ve ondan alıntı yaptığın (Cumhuriyet EGE, 27 Temmuz 2010) yazından:

            "İnsanoğlu kabına sığmıyor. çaylar, dereler kuruyor, ormanlar yok oluyor, denizler kirleniyor, canlılar yaşayamaz hale geliyor... Vatanı cennet edene karşı bilenen baltalar, vücudumuza değmiş gibi olur birdenbire. Yüreğimiz buz kesilir...".

            Sevgili Zeki, sağlıklı günlere kavuşman ve güzel yazılarını döktürmen dileklerimle, dileklerimizle.    

            *(Emekli tarih profesörü)  

DİKKAT Tüm Hakları saklıdır! Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf ve video görüntülerin ve sair dokümanların hakları Yedieylül Gazetecilik ve Matbacılık LTD.ŞTİ’ye aittir. Kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılabilecektir.
Kaynak: Salih ÖZBARAN
Bu haber 859 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Elektrik panosu yangını apartman sakinlerini korkuttu
Elektrik panosu yangını apartman sakinlerini korkuttu
Yukarı Bozkırlı gençlerden örnek davranış
Yukarı Bozkırlı gençlerden örnek davranış