Eskiden mahalleler vardı.
Akşam ezanından sonra insanlar kapılarının önüne sandalye atar, sohbet ederdi. Çocuklar sokakta oynar, büyükler çayın yanında memleket meselelerini konuşurdu. Birinin derdi varsa komşusu bilirdi, birinin sevinci varsa bütün mahalle ortak olurdu.
Şimdi ise herkes birbirine çok yakın görünmesine rağmen aslında hiç olmadığı kadar uzak.
Elimizdeki küçük ekranlar sayesinde dünyanın öbür ucundaki insanın ne yediğini, nereye gittiğini, ne giydiğini öğreniyoruz ama yan dairemizde oturan komşumuzun adını bilmiyoruz. Sabah uyandığımızda ilk iş telefona bakıyor, gece yatarken son kez yine telefona göz gezdiriyoruz.
Sosyal medya elbette kötü bir şey değil. Haber alıyoruz, eski dostlarımızı buluyoruz, bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz. Ancak her nimetin fazlası nasıl zarar veriyorsa, sosyal medyanın da ölçüsüz kullanımı insanı gerçek hayattan koparıyor.
Bugün gençler aynı masada oturup birbirleriyle konuşmak yerine telefonlarına bakıyor. Aileler aynı odada bulunuyor ama herkes farklı bir dünyanın içinde yaşıyor. Beğeniler arttıkça mutluluk arıyoruz, takipçi sayıları yükseldikçe değer kazandığımızı sanıyoruz.
Oysa insanın gerçek değeri ekrandaki rakamlarda değil, geride bıraktığı izlerdedir.
Bir dostun omzuna dokunmak, bir büyüğün elini öpmek, bir çocuğun gözlerinin içine bakarak konuşmak hiçbir sosyal medya uygulamasının veremeyeceği kadar kıymetlidir.
Teknolojiye karşı değilim. Bu yaştayım, ben bile telefon kullanıyorum. Ancak teknoloji bize hizmet ettiği sürece faydalıdır. Eğer biz onun esiri olursak, işte o zaman asıl tehlike başlar.
Belki de ara sıra telefonu bir kenara bırakıp sokağa çıkmanın, bir dost kapısını çalmanın, eski günlerdeki gibi yüz yüze sohbet etmenin zamanı gelmiştir.
Çünkü insanı insan yapan şey ekranlar değil, kurduğu gerçek bağlardır.
Yorumlar
Kalan Karakter: