Sevgili Atatürk’üm,
Reklam

Sevgili Atatürk’üm,

Atatürkçü Düşünce Derneği Turgutlu Şube Başkanı Ali Tezcan'ın serbest kürsü yazısı

Reklam
09 Kasım 2013 - 11:40 - Güncelleme: 09 Kasım 2013 - 14:30

                  Sevgili Atatürk’üm,

Aramızdan ayrılıp sonsuzluğa göçüşünün üzerinden 75 yıl geçmiş. Ülkemin ortalamalarına göre bir insan ömründen uzun bir süre. Bazıları senin öldüğünü, yok olduğunu zannedip, buna göre davranıyorlar. Oysa sen  “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır.Lâkin Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyerek o değişmez gerçeği zaten kendin  dillendirmiştin. Ancak bu arkadaşlar senin sadece birinci cümleni dikkate alıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalmaması için ellerinden geleni yapıyorlar.

 Önce açlığa mahkûm edip sonra da bir gün doyurdukları kesimler sayesinde her seçimde ne yazık ki artan oylarıyla, kurduğun cumhuriyetin temelinden taşları tek tek söküyorlar.

İşe, birer özerk bilim yuvası olması gereken üniversiteleri medreseye çevirmekle başladılar.Bugün her üniversitenin başında cemaatin rektörleri ,her fakültede cemaatin dekanları görev yapıyor.

Ardından Ergenekon, Balyoz, Ay ışığı,Yakamoz .. adlı uydurulmuş davalarla TSK’nin devrimci general ve komutanlarını tutuklayıp, düzmece oldukları bilimsel yollarla kanıtlanmış kanıtlar ve pek çok soysuzun görev aldığı gizli tanık ifadeleriyle   yaşam boyu hapis cezalarına  çarptırdılar. Elinde 700 bin kişilik   Türk ordusu bulunan genel kurmay başkanı bile “Silâhlı Örgüt Kurmak ve Yönetmek” suçlamasıyla yaşam boyu hapis cezası aldı. Ancak onu o makama atayan ve yıllarca birlikte çalıştığı  bakanlar,  başbakan ve cumhurbaşkanı “İleri Demokrasi Kahramanı” oldular.Ya da kendileri öyle zannediyorlar. Sonra da kendilerine “ÖZEL” bir paşa bulup senin şanlı ordunu yeniden düzenlediler.Bu sayede bugün , iki büklüm eğilerek selâm veren generallerimiz bile var. Türk ordusu bunlarla ne denli öğünse azdır.

12 Eylül 2010 tarihinde  “Kenan Evren ve arkadaşlarını yargılayacağız” aldatmacasıyla kısmî bir “Referandum” yaparak yargıyı da ellerine geçirdiler ve diledikleri mahkemelere diledikleri  yargıç ve savcıları atadılar; diledikleri kararların da % 100’lük bir isabetle  çıkmasını sağladılar.Ondan sonra da alay edercesine “Bağımsız yargı kararıdır.Biz bir şey yapamayız” demeye başladılar.Ha, bugün Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’yı  güya yargılıyorlar;ama, o dönemde çıkan ve antidemoktratik  olduğunu kendilerinin de kabul etiği yasa ve kurumları değiştirmek akıllarına bile gelmiyor.

Çok Sevgili Ata’m,

Hani sen “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” demiş ve  bu konuda çok önemli adımlar atmıştın ya! Devlet, eğitim ve kültürü her zaman desteklemişti ya.Senin zamanında sanatın bütün dalları kadın erkek her yurttaşımıza açılmış ve desteklenmişti ya…Bunlar atık yok! Tiyatro binalarımız AVM yapılmak üzere yıkılmaya çalışılıyor.Başbakan’ın beğenmediği heykeller “ucube” olarak tanımlanıp, sanatçısına hiç sorulmadan yıkılıyor.

Eğitime gelince Değerli Ata’m, tam bir felâket.Son olarak bir gece yarısı  baskınıyla ilköğretimimiz 4+4+4 şeklinde bir ucubeye dönüştürüldü. İlk 4’ten sonra isteyen çocuğumuz meslek ortaokuluna gidebilecekmiş, ama, ortaokulu açılan tek okul, İmam – Hatip! Ne kız meslek,ne endüstri meslek lisesi ne de ticaret ve diğer meslek okullarının ortaokul bölümü yok.Anlayacağın Ata’m, dindar gençlik yetiştirmede koşar adım ilerlemekteyiz.Ne mutlu bizlere ki, kadınlarımızın yıllarca özlediği (!) kamusal alanda türban takma yasağı , bir insan hakkı olduğu gerekçesiyle kaldırıldı da nur topu gibi türbanlı ve de çarşaflı öğretmenlerimiz oldu.En küçüğünden en büyüğüne öğrencilerimiz de…  En büyük eserim dediğin Cumhuriyet’in sunuculuğunu artık türbanlı öğretmenlerimiz yapıyor.Adı gâvura çıkmış İzmir gibi bir yerde bile  veliler, çocuklarını türbanlı öğretmende okutmak için sıraya girdiler.Öğrenciler öğretmenlerine ne zaman başını örteceğini sormaya başladılar. Duyduğuma göre sıra türbanlı vali, kaymakam  ve hatta bakanlara gelmiş; arıyorlarmış.Oysa bir imalı bakış bile yeterli.

Bu arada ,”demokratik açılım süreci”ne girmiş bulunuyoruz.Bu bağlamda  Sayın (!) Apo ve PKK ile devlet düzeyinde yapılan görüşmeler sonucunda Devletli’miz,  terör örgütünün her isteğini, bir cumhurbaşkanlığı oylaması uğruna duraksamadan yerine getiriyor. Şimdilik özel okullarda - yani zenginlerin çocuklarına - anadilde eğitim, bizim abc’de bulunmayan QWX  harflerinin kullanılması ve pek çok yerleşim yerinin Kürtçe adlarının geri verilmesi kabul edildi. Asıl önemlisi, 80 yıllık öğrenci andımız,, kürt kardeşlerimizi(!) rencide edecek “varlığım Türk varlığına armağan olsun,ne mutlu Türk’üm diyene” tümcelerini içerdiği için PKK uzantısı partinin isteği üzerine  artık okullarda okutulmuyor.Şimdi o partinin nasıl şişindiğini bir görsen… Olsun Ata’m; biz de meydanlarda okuyoruz,stadyumlarda okuyoruz.Beş kişi bir araya geldik mi okuyoruz. Hem de en gür sesimizle.Bayramlarımızı kutlamamızı, sana gelmemizi de yasakladılar.Ama meydanlar,caddeler öylesine doldu, andımız,Gençliğe hitaben öyle coşkuyla okundu, evler,dükkânlar  ve tüm binalar şanlı bayrağımız ve resimlerinle öylesine süslendi ki, sanıyorum yakında dönüş yolları aramaya başlayacaklar.

Asıl bomba şimdi geliyor Sevgili Ata’m: Senin kurduğun TBMM’ne, şimdilik,yemin etmek dışında kürsüde bir kez olsun görülmeyen,hiçbir önergede imzası bulunmayan AKP’li 5 kadın milletvekili türbanlarıyla girdiler. Hem de başlarını örterek kirlenmekten kurtulduklarını,yeniden doğmuş gibi olduklarını  söyleyerek.- Demek ki açık başlılar kirliymiş.- Ama o da ne? Kimseden aykırı ses çıkmadı. Muktedirlerimiz şoke oldular. Oysa gündemin değişmesi gerekiyordu…Ama Muktedir’de malzeme çoook. Hemen öğrenci evlerine el attı. Kızlı erkekli birlikte yaşanılan öğrenci evlerini neredeyse bir terör ya da fuhuş yuvası haline dönüştürdü.Bu çocukların komşularına muhbirlik görevi verdi. Zinayı suç olmaktan çıkaran kendisinin “muhafazakâr demokrat” yapısına ters düşüyormuş.Valilerine de  talimatı verip bu evlerin  denetlenmesini buyurdu. Tabiî emri alan  valilerimiz de mal bulmuş mağribi örneği, olayın üzerine atladılar. Şimdi sevgili ülkemiz bu sakızı çiğnemekle meşgul. Tabiî bu arada köprülerin altından hangi sular akıyor, bilemiyoruz…

Bütün bunlar neden oluyor, biliyor musun Ata’m? Bu başbakan , halkın üzerinde polisiyle ,savcısıyla  o kadar çok baskı uyguladı, özel yaşamı dahil o kadar çok şeye karıştı ki, sonunda İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’nı ağaçlarını da kesip birileri yararına yeniden düzenlemeye kalkınca, o senin “Ey Türk Gençliği”n var ya,öyle bir şahlandı ki, ilk anda başta devletliler, kimse  ne olduğunu anlayamadı.Sonra bu şahlanış dalga dalga yurdun en ücra köşelerine kadar yayıldı.”Her yer Taksim,her yer direniş” sloganı neredeyse ulusal marş haline geldi.Bu eylemler sürecinde kahraman(!) F tipi polisimiz, eli bayraklı, pankartlı,su şişeli,limonlu,maskeli “çapulcu” denilen göstericilerden, biber gazı,jop,gaz fişeği,tabanca ve tomalarıyla kendisini korurken (!)  6 gencimizin ölümüne,12 yurttaşımızın kör kalmasına,binlerce çapulcunun da yaralanmasına,sakat kalmasına  yol açtı ve  başbakanın deyimiyle “DESTAN” yazdı.Kendilerine devlet kesesinden 24’er maaş tutarında ikramiye ödendi. (Her ölüm için 4 maaş! Bu hesapla bundan sonraki eylemlerde ölü sayısı artabilir.) Arada “palalı” destekçiler de oldu.Polisimiz bunlara ne denli teşekkür etse azdır.

Sonra Ata’m, gelsin dayaklı,işkenceli  gözaltılar, sorgulama ve tutuklamalar…Şimdi de bu eylemlere rastlantı sonucu olarak bile katılan  gençlerimiz tam da kışa girilirken  üniversite yurtlarından süresiz olarak atılıyorlar.Küçücük ortaokul öğrencilerine muhbirlik yaptırılıp öğretmenler cezalandırılıyor.

Sevgili Ata’m, burada kesmek zorundayım.Hepsini yazmaya kalksam sonsuz ciltlik roman olur.Yalnızca “Gezi Parkı Olayı”, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını kanıtladığı ve pek çok yüreğe korku saldığı  için  28 ciltlik bir ansiklopediyi doldurur. Unutmadan hemen söyleyeyim Ata’m, hani senin “Yurtta barış,dünyada barış” özdeyişin vardı ya; o çoktaaannn değişti.Şimdi “Yurtta gerilim, komşularla gerilim, PKK ile barış” var. Düne kadar can ciğerimiz olan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, bugün “Kendi Halkını Öldüren Cani Esed” oluverdi? Kendi halkı dediği de, bizim vergilerimizle desteklenen,diri diri adam kesen, çatılardan adam atan, yol kesip dini inancını sorgulayan ve Alevileri gözünü kırpmadan öldüren terörist  “Özgür Suriye Ordusu”

Anlayacağın, iyi ki zamanında öldün be Atatürk’üm.Yoksa bunları görseydin, bu ulus için verdiğin mücadeleyi, katlandığın zorlukları haram edip, zaten şakağına bir kurşun sıkardın.

Yattığın yer cennet olsun.Işıklar içinde yat ve ışıklarını saçmaya devam et.Bizler bugün huzuruna çıkıp adam gibi saygımızı ve tükenmez sevgimizi sunacağız. 

Sevgili Atatürk, sana binlerce rahmet, halkımın % 50’sine de baş sağlığı diliyorum.                                                                                                                                                  Ali TEZCAN                                                                                                                                                 Atatürkçü Düşünce Derneği                                                                                                                                    Turgutlu Şube Başkanı

DİKKAT Tüm Hakları saklıdır! Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf ve video görüntülerin ve sair dokümanların hakları Yedieylül Gazetecilik ve Matbacılık LTD.ŞTİ’ye aittir. Kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılabilecektir.
Bu haber 3560 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Yitirdiklerimiz
Yitirdiklerimiz
Başevirgen: ‘Tarikatlara ve cemaatlere verecek gencimiz yok’
Başevirgen: ‘Tarikatlara ve cemaatlere verecek gencimiz yok’