Reklam
Reklam

7 Eylül Anıları...

7 Eylül 1922. Kasaba’nın işgalden kurtuluş günü. Acı anılarla dolu bir geçmiş. Yanmış yıkılmış bir Kasaba… Yankı Gazetesi adına o günün Kasaba’sından anılar sunalım istedik…

Reklam
7 Eylül Anıları...
07 Eylül 2020 - 09:08 - Güncelleme: 07 Eylül 2020 - 09:11

7 Eylül 1922. Kasaba’nın işgalden kurtuluş günü. Acı anılarla dolu bir geçmiş.  Yanmış yıkılmış bir Kasaba… Yankı Gazetesi adına o günün Kasaba’sından anılar sunalım istedik…

KASABA’NIN KADINLARI

    Kurtuluş Savaşı’nda, Kasabalı kadınlar erkeklerinden daha çok işgale karşı direnirler. Daha çok işgale karşı mücadele ederler. Onların mücadelesi İzmir’in işgali ile başlar.

   Turgutlulu aydınların İzmir’in işgaline karşı çektikleri birkaç protesto telgrafı pek ses getirmez. Bu defa Kasabalı kadınlar PTT binasına girerler. Saruhan sancağında beklide en sert ve en etkili tepkiyi gösterirler. Onların bu tepkisi gazetelere yansır. Gönderilen telgraf şöyledir:"İzmir olduğu gibi mülhakat vilâyet de peyderpey Yunan askeri ta­rafından işgal ediliyor. Dünyada medeniyet ve adaletin henüz kalkmadı­ğını ümit etmek istiyoruz. Pek büyük ekseriyeti teşkil eden milyonla yavrularımızı iki yüz bin Rum'a terk etmek ölümden beter bir hâldir. Kadınlara pek büyük hürmetle muameleleri bilinen Avrupalılara ve bü­tün insaniyet âleminde de biz Türk Müslüman kadınları Hak başımızda olduğu halde haykırıyoruz. Buralarda daima âdil bir Türk hükümeti idaresi görmek isteriz. Medeni­yetinizden, insaniyetinizden beklediğimiz budur. Hak ve hakikate ha­dim olursanız, insaniyet ol vakit sizi ta'zîz eder. Cevap bekliyoruz.”

 

 Kasaba İslâm Kadınları Cemiyeti.

 

Ne var ki onların mücadelesi, işgale karşı direnmesi bir sonuç getirmez. Savaşın sonucu Kasabalı kadınların hüsranı ile biter. Kurtuluş Savaşı’nda hiçbir şehrin kadını Kasabalı hanımlar kadar çaresiz kalmamış ve de savaşın acısını iliklerinde hissetmemiştir.

Savaş sorası Kasaba’ya gelen Amerikalı Gazeteci Ellison, yangın sonrası Turgutlu’ya geldiğinde dehşetle irkilir. Grace Mary Ellison gördüklerini şöyle döker:

"Kasaba’nın kadınlarını harabeleri içindeki kavuklarda oturmuş, ellerine yiyecek olarak geçirebildiklerini pişirirken gördüm. Suları akıtılmış çeşme yalaklarının içinde, saman ve kilimlerini koyarak gecelerini geçiren kadınlar vardı. Yalakların üstü de yine saman ve kilimle örtülmüştü. Çok ince elbiseleriyle kadınları bu çatı koruyordu soğuktan. Soğuktan kaç çocuğun öldüğünü soramıyordum. Nasıl oluyor da bu kadınlar gözyaşlarını silip çocuklarının ağlayışlarını susturuyor ve kendilerini erkeklerine verebiliyordu? Onlarınki, bir ideal uğruna Ana Vatanlarının ve Kasaba’nın bağımsızlığı ve özgürlüğü adına gönüllü bir fedakârlıktı"

Yangın sonrası Turgutlu’ya uğrayan Yakup Kadri ise Kadınların acılarını, sefilliğini görüp onlara şöyle seslenir:

“Hanginiz daha az sefil idi? Hanginiz daha merhamete layıktı? Bilmiyorum, bildiğim tek bir şey varsa o da, sizin gözleriniz benim gözlerime değdikçe, başımın önüme eğilmesi ve yüzümün kızarmış olmasıdır. (...) Ey, evladının mezar taşından başına yastık yapan ana; ey, geceleri, köpeklerle beraber uluyan aç çocuk; ey, bekâreti iğrenç bir yara halinde kanayan genç kız, Allah cümlenizi bizim düştüğümüz dertten masun eylesin.”

  7 Eylül günü, ardı arkası kesilmeyen, boğuk bir uğultu içinde yayalar, atlılar, cephaneler, levazım kervanları, ağırlık katarları ile beraber Türk Ordusu Turgutlu’ya girer. Ancak, Kasaba’nın evleri barkları, camileri, dükkânları, bağları, bahçeleri, bir uçtan bir uca düşman eli ile birer birer kül edilmiştir.

    O günü Halide Edip Adıvar şöyle dile getirir:

    “Süvari, topçu ve piyade alayları, bir sürü halk kalabalığı ve esir kafileleriyle beraber Kasaba’ya ulaştık. Vaktiyle on iki bin evli Kasaba şimdi bir yangın harabesiydi. Kasaba halkı kaçmıştı.

    Karargâh o geceyi de Kasaba’da geçirecekken birdenbire Nif’e gitmeye karar verildi. Açlıktan bitkin bir haldeydik. Kasaba’da bir lokma ekmek bulmak imkânı yoktu. Yerden kirli bir kâğıt parçası alarak Kemalettin Sami Paşa’ya “Açlıktan ölüyoruz” diye yazıp gönderdim. Kemalettin Sami Paşa bizzat geldi. Bize bir paket uzattı. Dedi ki;“Benim karargâh hareket halindeydi. Ancak size bunu getirebildim.” Bu pakette bir okka ekmek, bir parça peynir vardı. Zabit arkadaşlar o günü Kasaba’da geçirmeyi karar verdiler. Karargâhın süvari alayı saat beşte gitti. Biz Kasaba’dan bu süvari alayından sonra hareket ettik. Her taraf garip ve korkunç yüzlü, yağma için gelmiş adamlarla doluydu. Yolda atlılar ve atlar Zabit arkadaşlar o günü Kasaba’da geçirmeyi karar verdiler. Karargâhın süvari alayı saat beşte gitti. Biz Kasaba’dan bu süvari alayından sonra hareket ettik.”

YÜZBAŞI SÜLEYMAN SURURİ

    Kurtuluş Savaşı’nda Kasaba’nın işgaline tepki göstermeyenler hatta işgale çanak tutanlar olduğu bilinmektedir. Bunun yanında İşgale karşı direnenler ve ölümü seçenlerde vardır. Bunlardan birisi Turgutlu Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı Süleyman Sururi’dir (Emekçil).

O Teşkilat-ı Mahsusa”nın etkili adamlarından birisidir. Dahası öncelik almaktan çekinmeyen gözü pek hamleleri, kararlı tutumu ve sert tedbirleri ile tanınan bir subaydır. Süleyman Sururi, 18 Mayıs 1919 tarihinde Kasaba (Turgutlu) Ahz-ı Asker Riyasetine(Askerlik şubesi) tayin edilir.

Yüzbaşı Süleyman Süruri Bey, daha Turgutlu’ya gelmemiştir. Yolda Albay Bekir Sami Beyle tanışır.

 O Kasaba’ya gelişi hakkında şu bilgileri verir.

“Kumandan beyi (Albay Bekir Sami Bey) Bandırma’da bırakarak Manisa’ya geldiğimde, düşmanın Muradiye’den çadırlarını sökerek ileriye doğru hareket ettiği etrafa yayıldı. Kasaba’ya geldim. Bir kısım Kasabalı ihtiyat subay ile bazı gönüllüler yurt müdafaasına katılmak isteklerini belirtiyorlardı. Kasaba’nın bazı ayan ve ileri gelenleri ile bazı memurlar ise hayatlarını korumak için Rum zenginlerine yalvarıp teminat alıyorlardı. Kasabalı gönüllülerle beraber Turgutlu’da yurt müdafaasına katılmaya teşviklerimizi işiten ileri gelen bazı zatları bizlerin Kasaba’dan çıkmamızı bildirdiler. Düşman da Manisa’dan hareket etmiş bulunuyordu. Akhisar’dan Salihli’ye gelen Bekir Sami Beye katılmak üzere hep beraber Salihli’ye hareket ettik”

Kasaba’nın işgal edilmesi ve onun bir kısım gönüllülerle beraber Salihli’ye hareketi üzerine Yüzbaşı İstanbul Hükümeti tarafından geri çağırılır. Süleyman Süruri Bey, İstanbul’a dönmeyerek Kuva-yı Milliye hareketine katılmaya karar verir. Salihli’ye gelen Yüzbaşı Süleyman Süruri Bey, Albay Bekir Sami Bey tarafından Alaşehir irtibat subaylığına atanır.

Alaşehir’de bulunan Süleyman Sururi bir süre sonra Kasaba’dan gelen 68. Alayın 1. Taburu ve 59.Topçu Alayı zabitlerinin bir kısmı ile beraber Salihli’nin Dereköy mevkiine gelirler. Gerilla savaşlarında tecrübe sahibi olan Yüzbaşı Süleyman Süruri Bey ilk kurşunu atar. Çatışmada yaralanan Yüzbaşı geri çekilmez. Birkaç saat süren çatışmadan sonra Kuva-yı Milliye birlikleri,  Bozdağ istikametine doğru çekilmek zorunda kalır.   Yüzbaşı Süleyman Süruri Bey’in idaresindeki askeri müfrezeden altı kişi esir düşer, bunlar daha sonra Kasaba’da Yunanlılar tarafından idam edilir.

Yüzbaşı Süleyman Süruri Bey, 1920 yılı Mart ayı başlarında Batı Cephesi’nden ayrılır. Yüzbaşı, 5 Mart 1922 tarihinde, 1 Numaralı Adana Hastanesi İnzibat Zabitliğine atanır. Sağlık sorunları nedeniyle 10 Aralık 1922 tarihinde de malulen emekli edilen Süleyman Süruri Bey, 5’inci dereceden Mecidi Nişanı ve İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir.

MESTAN EFE VE TURGUTLU

    7 Eylül günü, 1’inci Kolordu Kumandanı İzzettin Paşa (Çalışlar), bir atlı takip müfrezesini Ahmetli yönüne sevk eder. Atlı takip Müfrezesi öğleye yakın saatlerde Ahmetli’ye girer. Ahmetli yanmaktadır. Kaçan yerli Rumlar ve Yunan askerleri burasını ateşe vermişlerdir. Burada da her türlü mezalim yapılmıştır. Rumlar ve Yunan askerleri, Türk evlerine dalıp, kapı ve pencereleri kırarak yükte hafif, değerde kıymetli ne varsa almışlar, sokakta, evde kimi buldularsa kurşunlamışlardır. Ahmetli-Turgutlu yolu ise terk edilmiş araçlarla doludur. Yolda bırakılmış eşyalar, toplar, tüfekler öbek öbek ortalarda yığılıdır.  Yunan askerleri, Türk Ordusu’nu arkadan bekler. Ne var ki, kilometrelerce uzunluktaki bu ordu bir anda allak - bullak olur. Çil yavrusu gibi dağılır. Konvoyu allak-pullak eden beş-on zeybektir. Bu zeybekler Boz Dağ’dan Turgutlu yoluna inen Poslu Mestan Efe ve kızanlarıdır. Bunlar konvoyun tam orta yerine hücum etmişlerdir. Onların, martinlerinin sesleri top gürültüsüne andırır. Ortalık toz-dumandır. Yunan kuvvetleri, bunların öncü birlikler olduğunu, ana kuvvetin arkadan geldiğini zannederler. Bu kargaşa içinde zeybekler, kaçan konvoyun bir başından girip öbür basından çıkarlar. Yunanlılarla kıyasıya mücadele eden, Boz Dağlı efeler, başlarında Poslu Mestan Efe, yuvalandıkları yerlerden inip, Ahmetli’den Turgutlu’ya çekilmeye çalışan düşmana saldırmışlardır.1 Hücum anı ve sert olmuştur, koca bir tabur adeta imha edilmiştir. Mestan Efe bununla da yetinmemiş, Turgutlu’ya uzanan demir yolunu tahrip etmiştir. Demir yolunu kesmiş, gelen katardaki askerleri esir almıştır. Besinci Süvari Kolordusu’nun öncüleri Ahmetli’ye gelince, esir alınan askerleri bekler bulurlar. Esir alınan askerler Salihli’ye Başkumandanlık Karargâhı’na gönderilirler. Efelerin bu saldırısı üzerine yürüyüş birden hızlanır. Turgutlu’ya vaktinden önce Yunan kuvvetlerinin ulaşması bu nedenden olsa gerek. 5’nci Kolordu Karargâhından, Batı Cephesi Komutanlığı ile 1’nci Ordu Komutanlığı’na gönderilen raporda, zeybeklerin saldırısı anlatılır. Bu raporda; “7 Eylül’de Boz Dağdan inen zeybekler, Ahmetli’den Turgutlu’ya çekilen Yunanlılara ateş baskınları yapmış, düşmana fazla kayıplar verdirmiştir” denilecektir.

Ali Şentürk

 

DİKKAT Tüm Hakları saklıdır! Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf ve video görüntülerin ve sair dokümanların hakları Yedieylül Gazetecilik ve Matbacılık LTD.ŞTİ’ye aittir. Kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılabilecektir.
Bu haber 9615 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum